Aylık arşiv Haziran 2018

MANYETİK BOYA ve SIVA NEDİR ? KULLANIM ALANLARI

Manyetik boya veya sıva  sürüldüğü yüzeyi magnet yapıştırılabilir hale getiren boyadır. manyetik  boya her türlü iç mekan için yenilikçi bir ürünüdür.  Zaman çizelgesinden oyun tahtalarına ya da zeka oyunlarına. Artık yapışkan bantlara ve mantar iğnelerine ihtiyacınız kalmadı.

Manyetik boya, herhangi bir Duvar, Seramik yüzey, Suntalem üzerini sürüldüğünde Mıknatıs tutan (Buzdolabı üzerine tutunabilen magnetlerin) manyetik olarak tutunabileceği hale gelen boyalardır.

Günümüzde çocuk odaları olmak üzeri sunum odaları, hobi alanları gibi farklı alanlarda talep görmektedir. Manyetik boyalar içeriğinde demir tozu veya demir oksit tozu, neobyum tozu gibi katkılar ile boya ile karıştırıldığında manyetik boya veya sıva olarak pazara sunulmaktadır.

Burada önemli olan manyetik boyaların, sürüldüğü yüzeyde pas yapmaması ve zamanla manyetikliğini yitirmemesidir.

Manyetik boyanın  uygulamalarının sonu yok.

Detaylı Bilgi İçin ; www.manyetikboya.com

Epoksi Reçine Nedir? Kullanım Alanları

Epoksi Nedir?

 

Epoksi, fiber tekne tamiri dahil, tekne yapımı ve onarımında birçok işe yarayan harika bir madde. Kullanımı teknelerle sınırlı değil ve genel ahşap işlerinde, hatta ev içi onarımlarda bile kullanılabiliyor, tabii biraz tuzlu olan fiyatını sineye çekmek kaydıyla. Yanlış anımsamıyorsam teknik olarak “termoset plastik” adı verilen bir malzeme. Ayrı kaplarda gelen iki şurup kıvamında bileşenden oluşuyor: “reçine” ve “sertleştirici”. Epoksi sisteminin üreticisine göre değişen oranlarda bu ikisini karıştırıyorsunuz. Uygun oranda karıştırdığınızda egzotermik, yani dışarıya ısı veren bir reaksiyon başlıyor ve epoksi yavaş yavaş sertleşiyor. Önce jel (ya da jöle) aşaması verilen bir aşamadan geçiyor, yani jöle kıvamına geliyor, daha sonra bu jöle yavaş yavaş sertleşmeye devam ederek kaskatı hale geliyor. Buna “donuyor” diyelim isterseniz, gerçi donmak fiili soğuk çağrışımı yapıyor oysa epoksi ısınarak donuyor, ama neyse. Donmuş epoksi mükemmel su izolasyonu özellikleri olan son derece kuvvetli bir yapıştırıcı. İyi yapılmış bir kontrplak-epoksi bağlantısının, kontrplağın kendisinden daha kuvvetli olduğunu birden fazla kaynaktan okudum. Epoksi, jöle aşamasına gelene kadar üzerinde çalışabiliyorsunuz. Bunun ne kadar zaman alacağı birkaç faktöre bağlı ve bunlar ilerde açıklanmakta.

 

Kalınlaştırılmamış ve kalınlaştırılmış epoksi

 

Karıştırılmış reçine ve sertleştiriciye, içine başka maddeler eklenmemiş ise kalınlaştırılmamış (ya da ince) epoksi diyelim. İnce epoksi ile malzemenizi (bizim için kontrplak ve ahşap) suya karşı yalıtabilirsiniz. Yapıştırıcı olarak da kullanılabilir ama aynı güçte bir bağ epoksiyi biraz kalınlaştırarak da elde edilebileceğinden tercih edilen bu ikincisi. Kalınlaştırınca hem epoksi daha ekonomik kullanılmış oluyor, hem de şurup kıvamındaki ince epoksiyi bağlantı noktasında tutmak zor. Epoksiyi kalınlaştırmak için İngilizcede “filler” denen dolgu maddeleri kullanılıyor. Hemen her epoksi üreticisi çeşitli dolgu maddeleri de üretmekte. Herbir dolgu maddesi bağ kuvveti, renk, zımparalama kolaylığı vb. açısından farklı karakteristiklere sahip. Genellikle toz halinde bulunan dolgular epoksinin kendisinden çok daha ucuz. Dolayısıyla, dolgu malzemesi olarak başka şeyleri ikame etmek mümkün olmakla birlikte, amatörlerin doğrudan epoksi üreticisinden satın alması daha garantili bir yol. Reçine ve sertleştiriciyi bir kaba döküp iyice karıştırınca ince epoksiyi elde ediyorsunuz. Bu karışıma, daha sonra, bir yandan sürekli karıştırarak istediğiniz kıvamı elde edinceye kadar dolguyu ilave ediyorsunuz. Kalınlaştırılmış epoksinin kıvamına göre bir terminoloji gelişmiş vaziyette. Aşağıdaki tabloda bu özetlenmekte:

 

Nerede ve nasıl kullanılıyor?

 

Yalıtma (Kaplama)

 

Ahşap ya da kontrplağınızı suya karşı yalıtmak istediğinizde ince epoksi kullanıyorsunuz. Bu iş için bir fırça kullanılabilir, ama fırçayı sonunda çöpe atmanız gerekiyor çünkü donan epoksiyi hiçbirşey çözemiyor. O yüzden bulabildiğiniz en ucuz fırçayı kullanın. Eğer karina gibi geniş yüzeyleri yalıtıyorsanız, fırça kullanmaktan daha iyi yollar var. Yüzeye bir miktar epoksiyi döküp bir sünger ruloyla yayabilirsiniz. Benim deneyimlerime göre en iyi yol ise yine epoksiyi döküp kenarı düzgün yarı sert bir plastikle (İngilizcesi squegee) dairesel hareketler yaparak yaymak. Eğer bu işi yüzey ve plastik arasında mümkün olduğunca dar bir açı oluşacak şekilde yaparsanız daha da iyi. İstenmeyen hava kabarcığı oluşumunu en aza indirmiş olursunuz. Epoksi yüzeye ne kadar çok nüfuz ederse yalıtımınız o kadar iyi olacağından yüzeyi önce zımparalamakta yarar var. Bu işlem hem epoksinin daha iyi nüfuz etmesini sağlamakta, hem de yüzeyde bulunabilecek yabancı maddelerden (yağ gibi) kurtulmanızı sağlamakta. Tabii ki zımpara tozunu temizlemeniz gerekmekte. Tekneler için birden fazla kat yalıtım yapılması genellikle tavsiye edilenler arasında.

 

Islatma

 

İnce epoksi doğrudan yapıştırıcı olarak kullanılabilmesine rağmen, bu iş için kalınlaştırılmış epoksinin tercih edildiği belirtilmişti. Tıpkı yalıtımda olduğu gibi, yapıştırmada da bağın kuvveti epoksinin yapıştırılacak yüzeylere ne kadar nüfuz ettiğine sıkı sıkıya bağlı. Eğer kalınlaştırılmış epoksi yapıştırma noktasına doğrudan uygulanırsa, malzeme bu karışımdan bir miktar epoksiyi emecek ve karışımda kalan epoksi miktarı azalacağından bağınız zayıflayacaktır. Bu yüzden, yapıştırma noktasına kalınlaştırılmış epoksi uygulanmadan önce her iki yüzey ince epoksi ile ıslatılmalıdır. Kontplak, özellikle de kontrplağın kenarları çok epoksi emdiğinden bu işlemi unutmamakta yarar var. En ekonomik uygulama, kapta ince epoksiyi hazırladıktan sonra yüzeyleri ıslatma, daha sonra kapta kalan ince epoksiye dolgu ilave edip kalınlaştırarak yapıştırma işlemine geçme biçiminde. Böyle yapmamanız durumunda, ıslatılan parçalardaki epoksi donmadan kalınlaştırılmış epoksiyi uygulamaya dikkat edin.

 

Fiber elyaf uygulama

 

Elyaf uygularken ince epoksi kullanıyorsunuz. Elyafı yayın, üzerine biraz epoksi dökün ve rulo ile ya da plastik ile yayın. Elyafla kontrplak arasında hava kabarcığı kalmamasına dikkat edin. Eğer bir kabarcık farkederseniz kenara doğru yürütüp kurtulun. Elyafı ancak saydam hale getirecek kadar epoksi kullanmak yeterli, fazlası ise zarar. Jöle aşamasına geldikten sonra ama tam donmadan önce, bir sonraki katı aynı yöntemle uygulayın. Fiber teyp ise genellikle macunun üzerine kaplandığından buradaki uygulama biraz farklı. Önce taze macunun üzerine teybi yayın ve bir rulo fırça ile ya da parmağınızla güzelce oturtun. Hava kabarcıkları istemiyoruz, ama bu işi yaparken hala yumuşak olan macunun şeklini de bozmayın. Daha sonra 5-10 dakika beklemenizi öneririm. Teyp aşağıdaki macundan bir miktar epoksi emecek ve yeterince epoksi emen bölümleri saydamlaşacaktır. Saydamlaşmayan bölümlere ise saydam hale getirene kadar ince epoksi uygulayın. Normal ya da rulo fırça kullanabilirsiniz. Macuna fazlaca bastırıp biçimini bozmamaya yine dikkat edin. Son olarak, tekrar hava kabarcığı kalıp kalmadığına bakın ve bulursanız yok edin.

 

Laminasyon

 

Laminasyon tekne yapımcılığında karşılaşılan birçok sorun için zarif bir çözüm sunmakta. Örneğin D4’ün dümen palası ya da salmasında olduğu gibi kalın bir kontrplak gerekebilir ve bu sizde bulunmayabilir. Ya da örneğin kalın bir ahşabı kıvırıp bombelendirmek gerekebilir. Eğer o kalınlıktaki parçaya istenen şekli vermek olanaksızsa, amatörler için en kestirme çözüm laminasyon, yani istenen kalınlığı üstüste yapıştırılmış birçok ince parça ile elde etme yöntemi. Laminasyon için önce parçaları temizleyin, zımparalayın, tozu silin ve her iki yüzeyi ince epoksi ile iyice ıslatın. Sonra yüzeylerden birini ketçap ya da mayonez kıvamında kalınlaştırılmış epoksi ile kaplayıp birbirine tutturun. İşkence, ağırlık, ne bulursanız kullanabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var. Lamine edilen parçalar küçük ya da ince ve uzunsa daha kalın epoksi (mayonez) kullanabilirsiniz. Öte yandan, geniş yüzeyleri olan parçaları birbirine yapıştırıyorsanız daha ince bir kıvamı (ketçap) tercih etmekte yarar var. Bunun nedeni arada hava kabarcığı kalma olasılığını azaltmak. Geniş yüzeyler için bu önemli bir problem olduğundan, arada sıkışan havanın kaçması için üstte kalan yüzeye birsürü delik delin (ben her 10cm x10cm’de bir delik deliyorum). Sonra parçaları hafifçe birbirine tutturun ve deliklerden epoksi karışımı yukarı sızarsa içiniz rahat etsin. Son ama çok önemli bir not: Bağlantının kuvveti tutturma basıncıyla orantılı değil. Aslında tam tersi geçerli. İşkenceleri çok sıkıp arada kalan epoksiyi tamamen dışarı çıkartırsanız zayıf bir bağ elde edersiniz. Epoksi ile yapıştırmada parçaları sadece hareket etmesinler diye tutturmak gerekli. Sonuç olarak, çok fazla basınç uygulamayın!

 

Yapıştırma

 

Yapılması gereken laminasyon konusunda anlatılanla aynı. Yapıştırılacak yerleri temizleyip zımparalıyorsunuz ve ince epoksi ile ıslatıyorsunuz. Sonra epoksiyi istediğiniz kıvama gelene kadar kalınlaştırıyorsunuz. Yerçekimine karşı çalışmıyorsanız mayonez, hatta ketçap kıvamı bile uygun. Yerçekimine karşı çalışıyorsanız, epoksinin akmaması için biraz daha kalınlaştırıp şokella kıvamına getirmenizde yarar var. Sonra epoksiyi yapışma bölgesine sürüp parçaları hareket etmeyecek biçimde tutturuyorsunuz. Fazla sıkmamaya dikkat edin.

 

Macunlama, boşluk doldurma ve yüzey düzleme

 

Kalınlaştırılmış epoksi ile yapıştırdığınız parçaları sıktığınız zaman epoksinin birazı aradan taşacaktır. Bu taşan bölümü almaktansa parmağınızla ya da herhangi bir şeyle yapışma bölgesi boyunca dağıtırsanız ortaya çıkacak U biçimli eğriye macun diyelim (Ingilizcesi fillet). Amacımız aynı cam kenarlarında olduğu gibi bir macun tabakası bırakmak. Macun yükü daha geniş bir alana dağıtarak bağlantının daha kuvvetli olmasını sağlıyor. Macunu düzgün biçimde uygulamak için parmağınızı kullanabilirsiniz (eldiven giymeyi unutmayın). Bu iş için kaşık, ya da doktorların insanın boğazına bakarken dili bastırmak için kullandıkları yassı tahta çubuklar tavsiye ediliyor. Tabii ki hurda parçalardan istediğiniz yarıçapa göre kesip hazırlayacağınız şeyleri de kullanabilirsiniz.

 

En iyi sonuç için macunun kalınlığı, en kalın yerinde (yani bağlantı noktasından 45 dereceyle çıkan doğru üzerinde) yapıştırılan kontplağın kalınlığı civarında olmalı. Macunun yanlara doğru uzunluğu, yani bağlantı noktasından macunlu bçlgenin kenarına kadar olan uzunluk ise yapıştırılan kontplağın kalınlığından fazla olmalı (1.5 katı iyi bir seçim; böylelikle toplam macun kalınlığı kontrplağın 3 katı oluyor). Bağlantıyı sıktığınızda dışarı taşan epoksi bu boyutları sağlamaya yetmiyorsa ilave etmeniz gerekli. Yandaki resimde “fillet” diye adlandırılan ve sarı renkle gösterilen epoksi, sözünü ettiğimiz macun. “filling gaps” diye gösterilen epoksi ise birazdan sözünü edeceğimiz boşluk doldurma amacıyla orada bulunan epoksi.

Boşluk doldurmanın ne olduğunu açıklamaya sanırım gerek yok. İşe yine üzerine kalınlaştırılmış epoksi gelecek bölgeleri ıslatarak başlıyorsunuz. Sonra kalınlaştırılmış epoksiyi bölgeye uygulayıp elinize uygun olarak ne geçerse şekil veriyorsunuz. Yüzey düzleştirme (İngilizcesi fairing) de teknik olarak aslında boşluk doldurma. Yalnız burada boşluklar derin değil ve yüzeyler çok geniş. Arabanızda oluşan küçük göçükleri kaportacının çakiçlemeyip macunla düzlemesi işi aslında. Tabii arabada çekiçleme seçeneği var, ama ahşap bir karinayı çekiçleyemezsiniz. Sonuç olarak dümdüz bir yüzey elde etmek için geniş bir yüzeyin hafif göçük kalan kısımlarını doldurmaktan bahsediyoruz. Yine, yüzeyi ince epoksi ile ıslatarak başlıyorsunuz. Kalınlaştırılmış epoksiyi uygulamadan bunun jöle haline gelmesini beklemekte yarar var. Kalınlaştırılmış epoksiyi daha önce sözü edilen plastik parçayla uygulamak en kolayı. Epoksiniz tamamen donunca iyice zımparalıyorsunuz. Yüzey düzleme işi için çok kuvvetli bağ sağlama özelliklerine sahip dolgu kullanmanıza gerek yok. O yüzden, epoksiyi kalınlaştırmakta kullandığınız dolguyu kolay zımparalanabilir olanlardan seçin. Genellikle kolay zımparalabilen dolguların bağlama kuvveti düşük, zor zımparalananların ise bağlama kuvveti yüksek oluyor.

 

 

 

Dikkat etmeniz gerekenler

 

1             Bildiğim kadarıyla, epoksi kanserojen değil. Ancak, uzun süreli temasta alerji yapabiliyor. Bu yüzden epoksi ile çalışırken eldiven (lastik ameliyet eldiveni, bulamazsanız ucuz naylon eldivenler) giyin ve deri ile temasından sakının. Gözlerinizi ise çok iyi koruyun, kesinlikle bulaşmamalı. Epoksi buharını ve zımpara tozunu solumayın (toz maskesi kullanın). Sağlık konularıyla ilgili detaylı bilgi kutuların üzerinde mevcut. Epoksi bir kere donduktan sonra bildiğiniz plastikten bir farkı kalmıyor, ve zararsız.

2             Epoksi bir biçimde elbiselerinize, aletlerinize vb. bulaşmanın yolunu buluyor, yani çalışılması zor bir madde. Alet-edevatınızı bulaşan epoksi donmadan kağıt havlularla temizleyin. Donmamış epoksi suyla temizlenemiyor. Gerçi donmamış epoksiyi çözmek için bazı kimyasallar satılıyor, ama ben kullanmadığımdan ne derece etkin olduklarını bilmiyorum. Bana donmadan kağıtla temizlemek en iyisi gibi geliyor. Bir kere donduktan sonra hiç şansınız yok, ancak zımparalayarak ya da taşlama aletiyle sökebilirsiniz.

3             Epoksinin donarken ekzotermik, yani ısı veren bir reaksiyon olduğundan bahsetmiştik. Eğer büyük miktarlarda hazırlarsanız, kaptaki epoksi çok ısınabiliyor. Isınınca donma süreci hızlanıyor, donma süreci hızlanınca da daha çok ısı açığa çıkıyor. Hazırlamak için insanlar genellikle kağıt ya da plastik atılabilir kaplar kullanıyor ve büyük miktarlarda karıştırıldığında, bazen bu kapların sıcaktan tutuşması bile söz konusu olabiliyor. Bu yüzden, küçük miktarlarla çalışmanızda yarar var. Epoksiyi karıştırdıktan sonra geniş tabanlı bir kaba dökerseniz oluşan ısının ortama aktarılması kolaylaşacağından donma süreci yavaşlayacak ve daha az ısı açığa çıkacaktır.

4             Daha önce uygulanan epoksinin üzerine yeni bir kat uygulamaya kalkmanız durumunda, eğer alttaki epoksi tam donmamışsa yeni katla kimyasal olarak bağ yapacak ve en kuvvetli bağı oluşturacaktır. Alttaki epoksi eğer tam olarak donmuşsa o zaman yeni kata kimyasal olarak bağlanması söz konusu değildir. Bu durumda katlar arası tutunmayı mekanik olarak sağlamak zorundayız yani yeni epoksiyi uygulamadan önce alttaki donmuş katı iyice zımparalamanız GEREKLİ.

5             Özellikle serin ve nemli ortamlarda, donmuş epoksinin üzerinde mum kıvamında ince bir tabaka oluşabiliyor. Bu madde kimyasal reaksiyonun bir sonucu ve tamamen zararsız. Ancak zımparanızın arasına dolup problem çıkartabildiğinden bundan kurtulmamız gerekiyor. Neyse ki suda çözünen bir madde bu. Dolayısıyla, donmuş epoksiyi zımparalamadan önce ıslak kağıt havluyla silerek bu maddeden kurtulmakta yarar var.

6             Epoksi plastiklere ya hiç yapışmıyor ya da iyi yapışmıyor. O yüzden epoksiyle çalışırken masanızı ve gerekli olan her yeri naylonla kaplayabilirsiniz. Bunu yapmazsanız aradan sızan epoksi dümen palanızı masanıza sonsuza kadar yapıştırabilir. Eğer belli bir maddeye yapışıp yapışmayacağını bilmiyorsanız minik parçalarla bir test yapın.

7             Epoksinin tek kötü özelliği ultraviyole (UV) ışınlarına duyarlı olması. UV ışınının epoksi içindeki moleküler bağları yıkarak zaman içinde epoksiyi zayıflattığı söyleniyor. Bu sürenin ne kadar olduğunu bilmiyorum. Aslına bakarsanız benim kazara sağa sola döktüğüm epoksi damlacıkları bir yıldır güneş altında olmalarına rağmen hala kaskatı duruyor. Yine de tavsiye edileni uygulamakta yarar var. Eğer epoksilediğiniz işiniz güneş altında kalacaksa, boyamanız lazım. Türkiye gibi sıcak iklimlerde açık renk boya kullanmanız özellikle öneriliyor çünkü fazla sıcaklığın donmuş epoksiyi de etkileme olasılığı var. Saydam kalmasını istiyorsanız, UV ışınlarını geçirmeyen bir vernik kullanmanız gerekli. Standart yat vernikleri bu özelliğe sahip değil.

8             Epoksi ahşap dışında metal, styrofoam ve hatta taş gibi maddeleri yapıştırmakta kullanılabilir. Ben cam bile yapıştırdım. Unutulmaması gereken, maddeye ne kadar iyi nüfuz ederse o kadar kuvvetli bağ yapacağı. Dolayısıyla yapıştırılacak satıhlar pürüzsüzse iyice zımparalamanız şart. Metal uygulamaları (özellikle aluminyum) için bazı üreticiler özel kitler satıyor..

 

 

Hangi sistemi seçeyim ve Türkiye’de bunları kim satıyor?

 

Birçok epoksi üreticisi var ve en azından kağıt üzerinde ürünlerin özellikleri de çok benzer. Ben System Three ve West System ürünleri kullandığımdan sadece bu ikisi hakkında yorum yapabilirim. Her iki ürün hakkındaki düşüncelerim de çok olumlu. İki ürün arasındaki ana fark karışım oranları. System Three epoksi 2 birim reçineye 1 birim sertleştirici gerektirirken West System’in ana epoksi serisinde bu oran 5 birim reçineye 1 birim sertleştirici (ağırlık ya da hacim olarak). Küçük miktarlarda hazırlamak için 2’ye 1 oranı daha iyi. Bu oran karışım oranında yapacağınız küçük hatalara karşı da daha toleranslı. Karışım oranlarında hata yaparsanız donma süresi çok uzuyor, hata büyükse epoksi hiç donmayabiliyor. Zaten eğer epoksiniz donmazsa, kutupta yaşamıyorsanız hata hemen hemen her zaman karışım oranında demektir. West System’in reçine ve sertleştirici kutularına takılan ve her basışta doğru oranda madde akıtan pompaları var. Bu pompalar sizi ölçüm derdinden kurtarıyor ve West System epoksi kullanmanız durumunda almanızı tavsiye ederim.

 

Epoksinin temelini oluşturan bileşen reçine. Her iki üretici de epoksinin farklı hızlarda donmasını sağlayan sertleştiriciler satıyor. Donma hızı ortam sıcaklığıyla orantılı, yani ortam ne kadar sıcaksa epoksi o kadar çabuk donuyor. Bu yüzden, eğer sıcak ortamlarda çalışıyorsanız epoksi jöle haline gelmeden yeterli süreniz olması için yavaş sertleştirici kullanmanız gerekli. Ortam soğuksa, yavaş sertleştirici ya da normal sertleştirici kullanmanız halinde donma süresi çok uzayabilir. Bu durum için hızlı sertleştirici daha uygun.

 

Epoksiye ek olarak her iki üretici de fırça ve rulo gibi uygulama aletleri, koruyucu giysi, ölçüm aletleri, epoksi ile uyumlu fiberglas teyp ve elyaf, epoksi ile uyumlu boya, dolgu maddeleri ve çeşitli yayınlar da satmakta. Fiyatları da birbirine yakın. Daha detaylı bilgi için web sitelerine bakabilirsiniz.

 

Türkiye’de epoksi satan bir tek yer bulabildim. İstanbul merkezli A.R.C. Pazarlama ve Makina Tic.A.Ş. West System ürünlerini pazarlamakta, bu yüzden D4’ü yaparken West System epoksi kullandım. Sanırım malzemeyi Avrupa’dan ithal ediyorlar, bu yüzden metrik ölçülerde satılıyor. Ölçüler farklı olduğundan ABD fiyatlarıyla doğrudan karşılaştırma yapmak zor. Kabaca, fiyatlar ABD fiyatlarının 1.5-2 katı. Avrupa fiyatlarını ise bilmiyorum. Bu söylediklerim bir sene önceki fiyat oranları ama döviz bazında önemli bir fark olduğunu sanmıyorum. Telefonda görüştüğüm kişilerin hepsi çok yardımcı oldular ve bu şirketle hiçbir problemim olmadı. Ayrıca çok da dakiktiler çünkü ısmarladığım ürünler (iki kez) hemen sonraki gün kapımdaydı. Bunlar Türkiye’deki şirketlerde pek sık rastlanan özellikler değil ne yazık ki. Epoksi dışında dolgu malzemesini, fiber elyaf ve teybi ve mini epoksi pompalarını da onlardan aldım. Malzemelerin hepsi kaliteliydi. Özellikle dolgu malzemesi ve fiber elyaf için daha ucuz seçenekler bulmak mümkün. Ama bunlar epoksinin fiyatına göre çok daha ucuz olduğundan kanımca risk almaya değmez.

 

Tekneyi yaz aylarında yaptığımdan West System Slow Hardener, yani yavaş sertleştirici kullandım. Bu sertleştiriciyle, yarım bardak kadar epoksi karışımının plastik bardaktaki ömrü (jöle haline gelene kadar geçen süre) 15 dakikaya yakın oluyor. İnce film halinde yayarsanız süre yaklaşık bir saate çıkıyor. Bu sayılar 30 derecelik orta sıcaklıkta bir gün için. Bir gece bırakırsanız ertesi güne herşey kaskatı oluyor, yani epoksi tamamen donmuş oluyor. West System pompaları, reçine ve sertleştirici şişelerindeki miktar yarıya inene kadar gayet iyi çalışıyor. Ama seviye daha aşağı indikçe havayla karışık sıvı getiriyorlar, bu da karışım oranını bozup büyük sorunlar çıkarıyor. Esas karışımı yapmaya başlamadan önce her iki pompaya da birer kez basıp havalarını almak, bu arada akan malzemeyi de kendi şişesine sonra dökmek üzere bir yerlerde biriktirmek gerekiyor.

 

 

 

Bu yazıyı hazırlarken “West System User Manual” ve System Three’nin “The Epoxy Book” adlı dokümanları çok yardımcı oldu. İkincisini System Three web sitesinden indirmek mümkün.

Reach Belgesi Nedir? Nasıl Alınır ?

Reach Belgesi Nedir?

Reach Belgesi, Avrupa Birliğinin kimyasal maddelerin karmaşık durumundan kaynaklı meydana gelebilecek çevre ve sağlık şartlarını inceleme altına alabilmek için gerçekleştirilen avrupa birliği mevzuatıdır. Kimyasal maddeleri meydana getiren verilere bakılarak üretimde, tüm ihtiyaç halkası kapsamındaki iletişimi kontrol altına almak için hazırlanmıştır. Kimyasal maddeler için oluşturulan MSDS formu ile CSR ( kimyasal güvenlik raporu) ile tutarlılık arz etmesi gerekmektedir.

 

Reach’ın Amaçları Nelerdir?

  • İnsan ve Çevre sağlığını, kimyasal uygulamalardan yüksek seviyede muhafaza etmeyi sağlamak
  • Kimyasal maddeleri piyasaya süren insanları (ihracatçı, üretici ve ithalatçı) uygulama gayelerine ilişkin tehditlerin anlaşılmasından ve idaresinden  sorumlu tutmak.
  • Maddelerin AB pazar alanlarında serbest işleyişini sağlamak.
  • AB kimya endüstrisinde rekabetin ve yenilikçiliğin yükseltilmesi
  • Maddelerin zararlı niteliklerinin analiz edilmesi için alternatif metotlara özendirmek

 

Reach Kaydı Faydaları

  • Ürünün kimyasal maddelerin zorunlu kaydının sağlanarak Avrupa pazarına erişimini sabitleyin.
  • Maliyet-etkin ve sürekli REACH uyumunu sağlamak.
  • Ürün ve hizmet kalitesi ile güven arttırın
  • REACH Tescil öncesinde Hizmetleri

 

REACH BELGESİ (TESTLER)

 

AB ihracatçıları AB REACH’e uygunluk belgesi almaları gerekmektedir. Bu belge ile ürününüzde ECHA (Avrupa Kimya Ajansı) yüksek önem arz eden maddeler listesi’nde (SVCH) bulunan bir madde içermediğini kanıtlar.

 

Ürününüzü AB pazarında rahatça ihraç etmeniz için REACH’e uygunluk belgesi düzenlenmesi gerekmektedir. Bu belge ile AB pazarında rahatça ürününüz satabilirsiniz.

 

REACH Uygunluk Belgesinde (REACH Compliance Certificate) ürününüzde kısıtlı ve yasaklı maddelerden herhangi birini içermediği yada limitini aşmadığına dair kanıt belgesidir.

 

REACH Kapsamındaki Ürünler

 

  • Alaşımlar ve plastikler
  • Yağ, yakıt ve gazlar
  • Borular, döküm gibi yarı mamül ürünler
  • Oyuncaklar
  • Mobilya
  • Kozmetik, aksesuar
  • Kırtasiye
  • Pigmentler, boyalar, yapıştırıcılar
  • Deterjanlar
  • Tekstil, ayakkabı, deri
  • Elektronik ve elektrik ürünleri
  • REACH Tüzüğü’nden Muaf olanlar

 

  • Radyoaktif maddeler (96/26/Euratom)
  • Gümrük Kontrolü Altında Olan Maddeler
  • İzole Edilmemiş Ara Ürünler
  • Tehlikeli Madde Taşımacılığı
  • Atıklar (2006/12/EC)
  • Üye Ülkelerin Savunma İçin Getirdiği İstisnalar
  • Aşağıdaki maddeler REACH Tüzüğü kapsamında kayıt edilmiş sayılmaktadır;

 

  • 91/414/EEC Bitki Koruma Ürünleri
  • 98/8/EC Biyosidal Ürünler (sadece aktif maddeler !)
  • 67/548/EEC’ye göre Bildirim’de bulunulmuş olanlar (sadece bildirim yapan için geçerli!)

 

Nanoteknoloji Hayatı Değiştirecek…

Geleceğin teknolojisi olarak nitelenen nanoteknoloji son yıllarda büyük önem kazanmaya başladı. Nanoteknoloji küçüğün teknolojisi olarak adlandırılıyor. Nano sözcüğü bir fiziksel büyüklüğün milyarda biri anlamına geliyor. Örneğin 1 nanometre, metrenin milyarda birini ifade ediyor. Bir saç telinin çapının 100 bin nanometre olduğu düşünüldüğünde ne kadar küçük bir ölçekten söz edildiği anlaşılabilir.

 

Nanoteknolojinin neden bu kadar önemli olduğuna gelince; bir aygıtta kullanılan malzemenin boyutu küçüldükçe çalışma hızı artıyor ve o malzemenin yeni özellikleri ortaya çıkıyor. Uzmanlar, yakın zamanda her alanda yeni malzemelerin ortaya çıkacağını ve nanoteknolojiyle hayatımızın kökten değişeceğini belirtiyor. ABD, Japonya, Çin, Güney Kore, İsrail ve AB ülkeleri nanoteknolojiyi öncelikleri arasında görüp yatırım yapan ülkeler arasında. Ancak bu alanda yalnızca maddi yatırım yapılması yetmiyor, yeterli sayıda uzman yetiştirilmesi de gerekiyor.

 

Çin nanoteknoloji konusunda önümüzdeki 25 yıl boyunca 1 milyon uzman yetiştirmeyi amaçlıyor. AB de 2010 yılında ABD ve Japonya’yı yakalamak için nanoteknolojiyi öncelikli alan olarak ilan etti. Türkiye de bu alanda varlığını göstermeye hazırlanıyor. Prof. Salim Çıracı öncülüğünde Bilkent Üniversitesi’nde Ulusal Nanoteknoloji Merkezi kurulması yönünde çalışmalar başlatıldı. Merkez 30 milyon YTL bütçeyle 2007 yılında faaliyete geçecek.

Çıracı İTÜ’den birincilikle mezun oldu, ABD’de Stanford Üniversitesi’nden master ve doktora derecelerini aldı. IBM Araştırma Merkezleri’nde çalıştı. Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü Kurucu Bölüm Başkanı olarak görev aldı. Ulusal Nanoteknoloji Merkezi ve yakın zamanda her alanı etkilemesi beklenen nanoteknoloji konusunda Çıracı ile konuştuk.

Nanoteknoloji nasıl ortaya çıktı?
Arkasında nanobilim var. Nanobilim de metrenin milyarda biri ölçeğinde bilim ve teknoloji üretmek anlamına gelir. Bu, boyutun nanometreyle ölçülecek şekle indirilmesi değil, o boyuta indirilen malzemenin çok farklı işlevlerinin ortaya çıkması demek. Nanobilim ilk olarak 1960’larda ortaya atıldı. Yapılan çalışmalar malzemenin küçüldükçe tamamen farklı özellikler kazanacağını gösterdi. Ancak 1960’lardan 1990’lara kadar mevcut teknolojilerle idare edildi. 1995’ten itibaren artık nanoteknoloji kullanma zamanının geldiği anlaşıldı. 1995’te benim de bulunduğum bir NATO toplantısında bunu üretebilecek teknolojiye bugün ulaşıldığı ve artık nanoteknolojinin geleceğin bilimi olacağı ortaya çıktı. Nanoteknoloji ondan sonra gündeme gelmeye başladı. Bu arada ABD’li ekonomistler de nanoteknolojinin ABD için çok önemli bir alan olabileceğini, ABD’deki diğer teknolojilerin yavaş yavaş başka ülkelerin eline geçeceğini ve ABD’nin rekabetçi yapısını kaybedeceğini söyleyerek dönemin başkanı Clinton’a yaptıkları baskıyla nanoteknolojiyi öncelikli alan ilan ettirdiler.

 

Nanoteknoloji ne işimize yarayacak ve hangi alanlarda kullanılıyor?
Nanoteknoloji sayesinde yeni tip otomobiller üretilecek. Çünkü kullandığı malzeme çok farklı olacak, lastikler daha uzun ömürlü olacak. Benzin motoru ortadan kalkacak. Hem imalat teknolojileri hem de hayatımız derinden değişecek. Yakın zamanda nanoteknolojiye sahip ülkelerle sahip olmayan ülkeler arasında büyük fark ortaya çıkacak. Biz de bu yarışta ya atılım yapan ülkeler arasında olacağız ya da olamayacağız. Nanoteknoloji tekstil, savunma sanayi, komünikasyon, bilgi işlem, tıp, enerji alanlarında kullanılacak.

 

Nanoteknoloji pahalı bir bilim alanı. Bu merkezin maliyeti nasıl karşılanıyor?
Projemizin bütçesi 30 milyon YTL değerinde. 11 milyon YTL DPT’nin, dört milyon YTL de Bilkent Üniversitesi’nin verdiği kaynak var. Geri kalanını proje üreterek karşılayacağız. Kuruluş aşamasından sonra maliyetleri projelerle çok rahat karşılayacağımızı düşünüyorum. Burası 140 kadar uzmanın çalışacağı Nanoteknoloji Mükemmeliyet Merkezi olacak. İlk merkez burada kurulacak, burada yetişen uzmanlar yeni merkezler kuracak.

 

 

Nanoteknoloji konusunda ABD’de Ulusal Bilim Vakfı 2015’e kadar 1 trilyon Dolar destek sağlayacağını açıkladı.

Türkiye bu alana ne kadar bütçe ayırmalı?
ABD şu anda nanoteknolojiye en çok bütçe ayıran ülke. Çin, Japonya, Güney Kore de bu alana sağlam bütçe ayırıyor. Almanya, nüfusuna oranla nanoteknolojide dünyanın en ileri ülkesi. DPT 11 milyon YTL verdiği zaman, bu bile bizi harekete geçirmek açısından önemliydi. AB’den birtakım projeler de aldık, Türkiye 7. Çerçeve Programı’na bir milyar Euro katkıda bulunuyor. Bu verilen paranın daha fazlasını almak istiyoruz, ama uzman sayımız az. Bu konuda çok ciddi programlar yapılmalı. Hedefimiz kendi elemanlarımızı yetiştirerek büyümek. Bundan 10 yıl önce ABD araştırma finansmanı bakımından ilerideydi. Şu anda Türkiye’de araştırma kaynağı bulmak ABD’den daha kolay. Ama uzman yetiştirmeliyiz.

 

Nanoteknoloji Kuluçka Merkezi projesi geliştirdiniz, söz eder misiniz?
Kuluçka Merkezi Cyberpark’ta faaliyet gösterecek. Buradan çıkacak önemli bir buluş orada biraz daha geliştirilecek, ürün haline getirilecek ve pazarlanacak. Yani kuluçka merkezi buradaki öğrencileri pazara hazırlamaya yönelik bir çalışma. Silikon Vadisi’ndeki birçok firma Stanford Üniversitesi’nin bir modeli. Stanford Üniversitesi öğrencilerinin 1951’de kurduğu Stanford Araştırma Parkı, Silikon Vadisi’nin oluşumunu sağladı. Stanford’da yetişen öğrenciler Silikon Vadisi’nin işletmelerini kurdu. Bilkent Üniversitesi bünyesinde kurulan Ulusal Nanoteknoloji Merkezi’nin hedefi de buradaki öğrencilerin teknoparklarda kendi nanoteknoloji işletmelerini kurmaları.

Türkiye’de özel sektörün nanoteknoloji çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nanoteknoloji Türkiye’de gelişme sürecinde. Şu anda Türkiye’de bu alana bir ilgi var. Herkes yeni bir ürün geliştirmek istiyor. Tekstilde yeni bir polimer, yeni bir boya, yeni bir aygıt geliştirmek istiyor. Daha işin başındayız. Şu anda Türkiye belli yerlere gelmiş, belli göstergeleri iyi olan, ama neredeyse sınırda bir ülke. Şu halimizle biraz ilerlesek de nanoteknolojiye yatırım yapmazsak 25 yıl sonra çok geri kalmış olacağız. İleri teknolojiler ülkeler arasındaki farkı açıyor. 30 bin Dolar’a aldığınız bir arabayı yapan şirket 500 Dolar kazanıyor. Şimdi yeni teknolojiler kullanılarak yapılmış bir kanser ilacının haftalık dozu iki bin Dolar. Bu kadar pahalı olmasının nedeni teknolojinin yalnız onlarda olması. Nanoteknolojide de bu böyle.

 

Çin’de nanofiberler üzerine yapılan çalışmalar sonucu bu fiberle dokunan kumaşların kir tutmayacağı ve çamaşır makinelerinin sonunun geleceği söyleniyor…
Örneğin ileride klimanın kullanımı azalacak. Üretilen kumaşların vücuttaki nemi buharlaştıran, sizi soğuk tutan etkisi olacak. Ayrıca kumaşlar anında küçük bir potansiyel farkıyla rengini değiştirebilecek. Sabah açık renk bir elbise giyiyorsanız, akşam aynı elbisenin rengini değiştirerek bir davete gidebileceksiniz. Özellikle burada yaptığımız bir çalışmada askeri alanla ilgili, ışığa duyarlı akıllı elbise projemiz var. Biri size lazer ışınıyla nişan alırsa hemen uyarıyor. Enerjiye ihtiyaç duyulduğunda güneş pili gibi çalışıyor. Nanoteknolojinin 2025 yılına kadar gelişmesi bekleniyor.

Nanoteknoloji gündelik yaşamımızı nasıl etkileyecek?
Küçücük telefonunuz dünyanın en hızlı bilgisayarının kapasitesinde olacak, beyninizle koordineli çalışacak. Sağlık göstergelerinizi doktora götürmenize gerek kalmayacak, telefonunuz siz farkında olmadan bu değerleri hastanelere gönderecek. Nanobiyoteknoloji sayesinde genlerde değişiklik yapılabilecek. Çocuğunuz doğmadan göz rengini, boyunu, genetik hatalarını değiştirebileceksiniz. Nanoteknolojinin en önemli etki alanlarından biri de enerji. Bizim hidrojen depolama projemiz var. Vestel’in de hidrojen enerjisi konusunda önemli bir projesi var. Karbondioksit derecesi dünyada alarm veriyor. Hidrojen, mutlaka kullanmamız gereken bir enerji türü. Arabalardan bilgisayarlara kadar her alanda kullanılabilir. Ayrıca inşaatta özellikle boya alanında nanoteknoloji kullanılacak. Nanoteknolojinin bir diğer alanı bilgi işlem ve bilgi depolaması. Bilgisayarlar çok daha gelişecek. Kuantum mekaniği sayesinde binlerce defa hızlanacak. O bilgisayarın sahipleri dünyadaki bütün şifreleri kırabilecek. Yapılan bir araştırmaya göre bir yılda dünya üzerinde 10 üzeri 19 bit bilgi üretiliyor. Bu yıl bu bilgileri CD’lere depolamak isteseniz 6000 km’lik CD’ye ihtiyaç var. Bu bilgileri nanoteknoloji kullanarak bir santimetreküpte depolamak mümkün.

Dünyaya nano diyen Türkler
“Burada nanoteknoloji konusunda çok önemli Türk bilim adamları çalışıyor. Prof. Ekmel Özbay geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği bir projeyle AB Descartes Bilim Ödülü’nü kazandı ve bu ödülü kazanan ilk Türk oldu. Bu proje sayesinde bir CD’ye 25 bin film sığacak, internet 100 kat hızlanacak. Doç. Ahmet Oral atomik kuvvet mikroskobu üretti. Bu mikroskoplar atomları görebilecek kadar küçük aletler. Başka aletler de yaptı. Burada bir şirketi var ve dünyanın bütün ülkelerine bu aletleri satıyor. Burada öyle arkadaşlar var ki teknolojiyi yaratmış ve dünya pazarında en iyi yerlere satıyorlar. Bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Bu yıl MIT’den Yrd. Doç. Mehmet Bayındır’ı buraya getirdik. Çok genç olmasına karşın dünya çapında bir bilim adamı. Fiber lazerler üzerine çalışıyor. Bunlar çok hızlı lazerler. Bu lazerlerden dokuyu yakmadan, acı vermeden kesecek neşterler yapmak istiyoruz. Eskiden hastanın tümörü alınır ve hasta 10 gün hastanede kalırdı. Şimdi bu fiber neşter sayesinde kısa sürede ayakta endoskopiyle orası yakılıp temizleniyor. Ayrıca bu merkezde yalnızca fizikçiler değil, çok güçlü kimyacılar, nanobiyoteknoloji alanında çalışanlar da var.”

Ulusal Nanoteknoloji Merkezi
“Ulusal Nanoteknoloji Merkezi kurma çalışmaları aslında 2000 yılında başladı. Ben o sırada ABD’deydim. 1996 yılından beri nanoteknoloji konusunda çalışmalar yapıyorum. Avrupa’da çeşitli kuruluşlara nanoteknoloji konusunda danışmanlık yaptım. İlk nanoteknoloji panellerini hazırlayan ve NATO ülkelerinin devlet başkanlarına nanoteknoloji öneren grup içinde yer aldım. 2001 yılında Türkiye’ye döndükten sonra nanoteknoloji merkezi kurmak için girişimlerde bulundum. Projem 2004 yılında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından kabul edildi. Bu proje altı aydır devam ediyor. Zaten 1990’ların başından beri Bilkent Üniversitesi İleri Araştırmalar Merkezi’nde çalışmalar yapıyorduk. Merkez 2007’de faaliyete geçecek. Ulusal Nanoteknoloji Merkezi’nde ilk ürün olarak arkadaşlarımız dünyanın en küçük Türk bayrağını çizdi. Bu arada bize birçok araştırma talebi geldi. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin nanoteknoloji konusunda çok önemli araştırma talepleri var. İlk hedefimiz bu alanda uzmanlar yetiştirmek. Bu uzmanları iş dünyasına araştırmacı olarak yetiştirmek ve endüstriyel buluş geliştirmelerini sağlamak istiyoruz.”

Kaynak: http://www.vsdergi.com/200609/03/01_4.asp
1
×
Merhaba! Bilgi almak istiyorum.
AI
Nanokar AI
Cevrimici

Merhaba! Ben Nanokar AI asistaniyim. Size nasil yardimci olabilirim?