Günlük arşiv 4 Nisan 2020

Yeni virüsler nasıl evrimleşiyor ve yayılıyor?

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan Corona (Korona) virüsü ile ilgili dünya alarma geçti. Dünya Sağlık Örgütü’nün acil durum ilan ettiği Corona virüsü, soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Ağır Akut Solunum Sendromu (SARS) gibi daha ciddi hastalıklara kadar çeşitli hastalıklara neden olan büyük bir virüs ailesinin parçası. Virüslerin genel olarak nasıl bir genetik değişim sonrası insana geçebildikleri ve insan için taşıdıkları tehditler konusunda aşı teknolojileri alanında araştırmalarıyla tanınan Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri Araştırma Merkezi ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Özören’den bilgi aldık. Özören, küresel iklim değişikliğinin, kalabalık kentsel yaşam ve artan insan hareketliliğinin daha önce bilinmeyen yepyeni virüslerin ve dolayısıyla hastalıkların ortaya çıkmasında ve hızlı yayılmasında etkili olduğunu belirtti.

SARS ve MERS’ten sonra şimdi de Corona virüsü dünya gündemine yerleşti. Virüsler genetik değişime nasıl uğruyor? Bu hastalıklarda virüsler nasıl bir evrim izliyor ve virüsler insana hangi yollarla geçiyor?

Normal bir nezle virüsü, Corona veya Influenza (grip) virüs yapılarında kendilerini kodladıkları öğelerden, RNA parçalarından oluşuyor. RNA’nın kendisini kopyalarken çok fazla hata yapma olasılığı var. Virüsün çoğalması için gereken ise konak bir hücre. Virüs konak hücreye yapışıp (burun, boğaz, üst solunum yolu epitel hücreleri) içeri alındığında o konak hücrenin içinde ve metabolizmasını korsan olarak kullanarak kendisini ürettirebiliyor. Virüsün kendisini kopyalayıp, üretilebilmesi için bazı mekanizmalar var. Grip virüsünün sekiz adet RNA parçasından oluşan genomu var ve buna bağlı kodlayan RNA ürettiriyor, kendi enzimlerini ürettiriyor ve sonrasında konak hücrenin zarından tomurcuklanıyor, yeni virüsler ortaya çıkıyor. Bu yeni virüsler yakındaki diğer konak hücrelere yapışarak içeri alındıkları takdirde yeni bir çoğalma döngüsü başlıyor. Corona virüsünün tek parça RNA genomu olsa da hata oranları gene de yüksek.

Aşılarının güvenli bir şekilde uygulandığı ve beş yıl ve üzeri koruyuculuğu bulunan virüsler ise DNA virüsleri. Hepatit B (sarılık yapan) virüsü örneğin, genomu DNA’dan oluşuyor. Bu virüs için de konakçı bir hücreye ihtiyaç var (karaciğer hücresi) DNA kopyalanırken hata yapma riski daha düşük, RNA kopyalanırken ise hata olasılığı daha fazla.

Corona, SARS veya MERS gibi virüslerin kaynağı ise RNA virüsleri olarak biliniyor. Corona virüsünün taşıyıcısının yarasa olduğu belirlendi. Yarasadan yarasaya geçen bir virüs var ve o virüs mutasyona uğruyor. Ancak geçirilen her mutasyon virüsü daha tehlikeli yapmıyor. Tamamen zararsız veya kendini kopyalamayan, yayılması mümkün olmayan olan virüsler de ortaya çıkabilir ancak bunlar hastalık yapamayacağı için bunları gözlemlememiz mümkün değil. Fakat virüs yeni bir özellik sayesinde geçişgenlik kazandıysa çoğalabiliyor ve böylelikle bu virüsleri izleyebiliyoruz. Virüsün konak içinde kopyalanması ve bir sonraki konağa varabilmesi için farklı özelliği olan virüslerin hayatta kaldıklarını görüyoruz. Rastgele mutasyonlardan birinde yarasa hücresine çok iyi yapışabilen virüs artık insan hücresine de iyi tutunma özelliği kazanıyor.

Virüsün her geçtiği canlıdan canlıya veya türden türe kendi sağ kalım mücadelesi söz konusu. Virüs kendisini bir başka canlıda kopyalayabilmek için canlının hücre zarı üzerindeki proteinlerden birine, sanki bir limana varmış gibi, yapışabiliyor. İnsan hücresine yapışabilme özelliği kazandığı zaman orada çoğalmaya başlıyor. Yarasa hücrelerinin üzerinde de benzer konakçı proteinler mevcut. Yarasalar, şempanzeler, fareler ile insan hücre zarı arasında çok büyük farklar yok. İmmünolojik bakımdan virüsün yarasadan insana sıçraması büyük bir eşik. Corona virüsünde virüsün insandan insana geçebildiği de görüldü. Bu da virüsün insan vücudunda sağ kalmayı başarıp kendi kopyalarını yapmayı başardığını gösteriyor.

Virüslerin özellikle kış döneminde ortaya çıkması tesadüf mü?

Virüsler sadece kış mevsiminde ortaya çıkan partiküller değil, yazın da ortaya çıkabiliyorlar ancak kışın popülasyonları daha fazla büyüyor ve insanların bağışıklık yanıtı da daha zayıf düştüğü için hastalık sıklığı artıyor. Virüsün insana geçmesi sonucunda hapşırma, öksürme gibi yollarla virüs yayılmaya başladığında yayacağı partiküller içinde kaç tane virüs olduğuna bakmak gerekiyor. Virüs konakçı hücrelerin içinde kendini çok iyi kopyaladığında bu oran yükseliyor ve bulaşma olasılığı artıyor. Örneğin, bir öksürmeden sonra bir metrelik bir alana dağılan bir milyon sıvı taneciğinin içinde sadece beş partikülde virüs olsun ve sonra başka bir insana bulaşmış olsun. Kişinin bağışıklık sistemi çok güçlüyse bu virüsü yok edeceği için hissetmez ve hastalanmaz bile. Bu kişiler taşıyıcı olabilirler. Nitekim Corona virüsünde hastalık belirtisi taşımayan bir insandan da virüsün bulaşabildiği görüldü. Çin hükümeti geçmişte SARS gibi bir deneyime sahip olduğu için çok büyük önlemler aldı ancak Corona SARS’tan daha az öldürücü bir virüs . Oran olarak bakılacak olursak yüzde 3-5 gibi bir öldürme kapasitesi söz konusu, SARS’ta ise bu çok yüksekti. Elbette önümüzdeki günlerde Corona virüsü ile ilgili gelişmeleri dikkatle izleyip göreceğiz. Ancak mevcut verilerle şunu söylemek mümkün; Corona virüsü çok korkutucu bir virüs değil. Yeni bir virüs çıktığında en önemli sorun çoğu insanın bu yeni virüsle ilk kez karşılaşmasından doğuyor. 65 yaş üstü kişiler, organ nakli olmuş veya kanser hastaları aldıkları kemoterapi veya radyoterapiden dolayı akyuvarlarının sayısının düştüğü, bağışıklık yanıtı düşmüş kişiler için çok riskli grupları oluşturuyor.

Corona virüsünün neden daha önce değil de şimdi çıktığı merak konusu. Bunun nedeni nedir?

Bu soru çok soruluyor ancak kesin bir cevabı bulunamadı. Çin’de asırlardır yaban hayvanları tüketiliyor. Dolayısıyla bugün neden bu virüsün çıkmış olduğu sorusu yanıtlanabilmiş değil. Akla gelen ihtimallerden ilki, iklim değişikliği olabilir. Küresel iklim değişikliği, sıcaklıkların artması insanların bağışıklık sistemlerini ve yarasaların taşıdığı virüsleri de etkiliyor. İkinci etken aşırı kalabalık şehir hayatı ve toplu taşıma gibi havasız ortamlar. Üçüncü ihtimal küresel ölçekte çok hareketli bir insan nüfusu olan dünyamız. Çok fazla seyahat ediyoruz. Eskiden küçük bir köyde hastalık çıktığında köy karantina ile korumaya alınırdı, oysa bugün dünyada milyonlarca turist mevcut. Bu riskler devam ettikçe yeni virüslerin ortaya çıkma olasılıkları da yükseliyor.

Virüsler aslında insanlığa ders de verebilir ama insanlar haklı olarak önce korkuyorlar. Fakat geçmişe baktığımızda çiçek gibi, verem gibi ölümcül sonuçları olan hastalıklar da yaşadık. Çok sayıda insanımızı geçen yüz yılda verem nedeniyle kaybettik. Verem kontrol altına alındı, bugün eskiden olduğu gibi ölümcül ve korku verici değil. Çiçek virüsü ise dünyada hastalık yapamayacak şekilde aşılama sayesinde silindi. 1.Dünya Savaşı sonrasında yaşanan aşırı kıtlık, savaş sonrası çekilen yokluk İspanyol Gribi gibi büyük bir salgını getirdi. Her dönemde yeni bir virüsün çıkabileceğini unutmamak gerekiyor, tedbirli olmamız lazım.

Bir virüs hemen konağına öldürücü etki yapıyorsa o virüsün bulaşma zamanı kalmıyor, mesela Ebola virüsü bulaştığı insanların yarısından fazlasını öldürüyor bir kaç gün içinde, çok kişiye bulaşma fırsatı kalmıyor bu sayede. Geniş toplumlara en çok zararı Corona virüsü gibi belli bir kuluçka süresi ve konağını öldürmeyen virüsler veriyor. İnsanı öldürmüyor ama yayılmış oluyor ve çok daha fazla kişiyi etkiliyor. Ağır bir nezle veya grip olarak seyreden bu hastalığı sağlıklı insanlar atlatabiliyor.

Çin’den ithal edilen ürünlerin virüs taşıma ihtimali var mı?

AIDS virüsü için benzer bir test yapılmıştı. AIDS’li biri ile aynı havuza girebilirsiniz veya AIDS hastasının kullandığı çatal deterjan ve sıcak su ile yıkandıktan sonra virüs kapma olasılığı neredeyse sıfırlanıyor. Bu tür objelerden virüs bulaşması milyonda bir olabilir. Her virüs için dış yüzeylerde (konakçı hücre dışında) sağ kalabilme ve yeni enfeksiyon başlatabilme kapasitesi farklı- bazıları 20-30 dakika, bazıları haftalarca. Kolonya (etanol, %70 ) ile bolca spreyle objeyi silerek sadece Corona değil her virüsten korunursunuz. Çin’den gelen oyuncakları gümrüklerde ultraviyole ışıkla dezenfekte etmek mümkündür.

Peki virüse karşı aşı geliştirmek mümkün mü? Her sene olduğumuz grip aşılarının artık eskisi kadar etkili olmadığı doğru mu?

Daha önce var olmayan bir virüse karşı önceden aşı üretmek mümkün değil. Ancak AIDS virüsü ve grip virüsüne karşı geliştirilen ilaç kombinasyonlarının Corona virüsü ile mücadelede yardımcı olduğu gözleniyor. Bu da gösteriyor ki Corona virüsüne karşı elimiz kolumuz bağlı değil.

Her yıl için yeni grip aşı geliştirirken, üretici şirketler bir istatistiki bir projeksiyon yaparak bir önceki yılın verilerine bakıp bir sonraki yıl görülmesi muhtemel iki veya üç virüse karşı karışık aşı preparatı geliştiriliyor ve o aşı %70 gibi bir koruma sağlayabiliyor belirli bir bölge için tahmin tutarsa. Fakat sizin bölgenizde farklı bir grip virüsüne yakalandığınızda aşılanmış olsanız bile grip olma ihtimaliniz var, ancak gene de aşılanan kişiler nispeten daha hafif atlatabiliyorlar o seneki gribi.

Dünyada şu anda aşı geliştiren ve tüm dünyaya sunan belli başlı şirketler var, bu şirketler size üç, dört çeşit grip aşısı üretebilir ancak bu aşılar belli bir oranda koruma sağlar. Bizim bu noktada kendi kaynaklarımızı kullanarak yerli-milli aşı geliştirmek yönünde çabalarımızı hızlandırmamız şart görünüyor. Ülkemizde böyle bir çalışma olsa sadece iki veya üç tür grip virüsüne karşı kompozit aşı değil de, beş-altı tür grip virüsü suşundan oluşan özgün ve adjuvanlı aşılar geliştirilebilir. Sağlık sistemimize ülke olarak son yıllarda önemli yatırımlar yaptık. Çocuk aşıları alanında son beş yıldır önemli çalışmalar yapılmakta. Dolayısıyla artık kendi aşımızı geliştirmek ve bu yönde teknoloji geliştirmek zorundayız. Hammadde için dünyadaki birkaç şirkete bağımlı olmaktan çıkmamız lazım.

Aksi halde iklim değişikliğinin etkilerini yaşadığımız globalleşen dünyamızda yepyeni virüslerin karşımıza çıkması çok da sürpriz olmayacak.

Kaynak: Boğaziçi Üniversitesi